21. Yüzyılın En Yürek Burkan Albümlerinden Biri, Ölüm Döşeğinden Bir Başyapıt…
Karşınızda The Antlers’tan Hospice.
Türler: Indie Rock, Slowcore, Art Rock, Post Rock, Dream Pop, Chamber Pop
Piyasaya Çıkış Tarihi: 3 Mart 2009
RYM Ratingi: 3.50/5.0
Girizgâh
Merhaba değerli okurlar, dergimizin bu sayısında çarpıcı hikâye anlatımı ve tüyler ürperten atmosferik şarkılarıyla The Antlers’tan Hospice albümünü konu alacağız. Grubumuzdan kısaca bahsettikten sonra albümü hem hikayesiyle hem de müzikal açıdan detaylıca incelemeye koyulacağız. Herkese iyi okumalar!
Kimdir bu “The Antlers”?
Brooklyn, New York çıkışlı grubumuz The Antlers esasında vokalist ve gitarist Peter Silberman’in solo projesi olarak ortaya çıkmış. 2005 ve 2007 yıllarında kendi başına iki adet albüm çıkaran Silberman’in çalışmaları dinlemeye değer projeler. Özellikle 2007 yılında çıkan albümü “In the Attic of the Universe” ün son şarkısı “Stairs to the Attic” asıl konumuz olan albüm “Hospice” e müziksel olarak oldukça yakın. 2007 yılında albümü çıkardıktan sonra ilk kez konuk sanatçılar eşliğinde iki adet EP yayınlandı. Nihayetinde The Antlers tekli bir proje olmaktan çıktı ve hakiki bir gruba dönüştü.
Yıkıcı Bir Konsept: Hospice
“Hospice” kelimesinin Türkçede tam bir karşılığı yok, ancak “tedavisi olanaksız hastalar hastanesi” olarak çevrilebilir. Albümümüz New York’ta bulunan Memorial Sloan Kettering Cancer Center’daki bir çalışanın bu hastaneye yatırılmış terminal kemik kanseri hastası olan “Sylvia” ya âşık olmasından doğuyor. İkilimizin romantik ilişkisinin yavaş yavaş kötüleşmesi, Sylvia’nın ölüme sürüklenirken yaşadığı ve yaşattığı korkular, travmalar ve psikolojik buhranlar en hassas karnınızdan vuracak şekilde, atmosferik bir büyüyle aktarılmış bu albüme. Çalışanın bakış açısından dinlediğimiz hikâye aslında toksik ve yıpratıcı bir ilişki için bir metafor olarak tasarlanmış. Ayrıca albümün Silberman’in hayatıyla ilgili yarı-otobiyografik olabileceği iddiası da bir söylenti, bu yüzden çalışanımızın ismine Peter olarak atıfta bulunacağız. Dilerseniz bu muhteşem albümü şarkı şarkı inceleyelim haydi.
Şarkı Listesi
Prologue (B)
Albümüzün giriş şarkısı olan “Prologue” albümümüzün gizemli ve yürek burkan atmosferini olabilecek en etkili şekilde hazırlıyor. Albümün hikayesine katkısı olmasa da böyle çarpıcı bir konsept albümde modun hazırlanması açısından oldukça önemli bir rolü var bu şarkının.
Kettering (A-)
Kaz tüyü kadar yumuşacık vokaller ve arkadaki narin piyano ritmiyle başlayan şarkımız daha ilk mısralardan kemik kanseri olan Sylvia’nın hastane ortamında yaşadığı hem fiziksel hem de psikolojik zorlukları gözler önüne seriyor. Sylvia “Hurricane thunderclap” tabiriyle, yani aslında güzel bir hayat yaşamış ancak talihsiz bir hastalık ya da kazadan dolayı hayatını kaybedecek bir insan olarak tasvir ediliyor. Peter ve Sylvia arasındaki ilk interaksiyonun aslında çok da olumlu olmadığını öğreniyoruz, zira Sylvia Peter’a yanından gitmesini söylüyor ancak Peter buna rağmen Sylvia’nın yanında kalıyor ve ona bakıyor. Belli ki Peter içten içe bir şefkat beslemeye başlamış hastasına, üstüne üstlük onun kurtarılamayacağını kabullenmek de istemiyor. Şarkının ikinci yarısında müzikal olarak oldukça gergin bir atmosferle karşılaşıyoruz. Süzülen mekanik sesler, çarpıcı davullar ve post rock esintili gitarlar birleşince albümün karanlık atmosferinin derinliklerine iniyoruz. Hemen ardından ise yine atmosferik ama oldukça kırılgan ve yumuşak son bir buçuk dakikanın ardından şarkımız sona eriyor. İsmini albümün geçtiği hastaneden alan şarkımız albümün ne denli etkileyici bir eser olduğunun ilk habercisi oluyor.
Sylvia (A+)
Öncelikle söylemem gerekir ki bu şarkı benim şu dünyada en çok sevdiğim beş şarkıdan birisi. Nereden başlayacağımı inanın bilmiyorum. Yükselişler ve alçalışlar içerisinde, zamanın ve mekânın ötesinde, akıl almaz bir deneyim sunuyor şarkı. Şarkının özellikle son kısımları öylesine eşsiz ki… Bunu okuyan herkesin bütün odağıyla dinlemesini canı gönülden istediğim bir şarkı varsa o da kesinlikle albümün en can alıcı şarkısı “Sylvia” olurdu.
Bear (B+)
Gençilik ve arkadaşlık ilişklilerine değinen şarkının ninnisel başlangıcıyla ve sözlerinden anlıyoruz ki Sylvia hamile kalmış ve ikilimiz bu bebeği aldırmak için randevu bakıyorlar. Bebeği aldırmalarının sebebi ise tabii ki Sylvia’nın kanser hastası olması ve ikilinin birbirinden bile korkarken dünyaya yeni bir çocuk getirme düşüncesinin ürkütücü olması. Bu kararın üzerine arkadaş ortamları tarafından dışlanıyorlar, aramalarına dönülmüyor. Bunun da etkisiyle kürtajdan sonra çiftimiz birbirinden gitgide uzaklaşıyor ve aralarındaki o kırılgan bağ derin bir yara daha alıyor.
Müzikal açıdan fikrimce albümdeki en pozitif ve en az iç karartıcı şarkı olabilir. Şarkının nakarat kısmı bence oldukça tatlı ve son kısmındaki gitarlar harikulade ayarlanmış. Vokaller de parıltısını ve etkisini hissettirince vazgeçilmez bir dinleme deneyimiyle karşı karşıya kalıyoruz.
Thirteen (A-)
Şarkının ilk yarısı ihtişamlı ancak oldukça muğlak bir atmosfere sahip bir enstrümental pasajdan oluşuyor. Yükselen ve alçalan ses duvarı sanki ölümle hayat arasındaki ince çizgide günbatımında yürümek gibi bir his veriyor.
Şarkıya giriş yapan ipek gibi kadife kadın vokalle anlıyoruz ki bu şarkı Sylvia’nın bakış açısından yazılmış. Peter’a bütün bu yaşadığı acı ve eziyeti durdurması için yalvarıyor adeta. Onu kazıp çıkarmasını, adeta ölümden kurtarmasını istiyor, ona isyan ediyor. Bir yandan da Peter haricinde kimseyi yanında istememesi de onca duygunun arasında Peter’a karşı yumuşak bir karnı olduğunu gösteriyor bize Sylvia’nın.
Albümün en dokunaklı şarkılarından birisi olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Tüyleri diken diken edecek kadar kırılgan ve duygu yüklü bir şarkı Thirteen, ve kesinlikle albümdeki favorilerimden biri.
Two (B)
Melodik ve pozitif gitar ritminin arkasında bir o kadar iç karartıcı ve kaotik bir temayla hikâyemize devam ediyoruz. Sylvia belli ki bir krizin ya da kâbusun ortasında ve ortalığı kasıp kavuruyor. Peter ise bu duruma seyirci kalıyor ve ilginç bir şekilde Sylvia’nın gösterdiği duygusal zayıflıklar ironik bir şekilde Peter’ın biraz hoşuna gidiyor. Sylvia sakinleşene kadar ondan uzak duruyor ancak eninde sonuna fırtına durulduğunda Sylvia’nın yanında ona ilaçlarını veriyor.
Şarkı özellikle ikinci yarısında iki insanın, sadece iki insanın birbiriyle olan ilişkisi üzerine kurulu ilerliyor. Çiftimiz evleniyor ancak düğünlerinde kimse alkışlamıyor bile, aynı eve taşınıyorlar ancak rüyalarında bile bir anlaşmazlık, bir huzursuzluk var. Her ikisinin anlaştığı tek bir konu varsa o da bu durumdan Peter’ın sorumlu olduğu.
Ayrıca Sylvia’nın babasının onu fazlasıyla taciz ettiği ve adeta kafasına yerleştiğini öğreniyoruz. Bunun sonucu olarak belli ki bir yeme bozukluğu ortaya çıkmış ve insanlar bunun farkına varmamışlar bile. Sylvia silik bir gölge olarak nice kaoslar içerisinde yaşamış ve ölüme giderken bile iç huzurdan bir hayli uzak bir insan olarak son nefesini veriyor. Şarkının karanlık kapanışı ise bu ölümü simgeliyor.
Shiva (B)
Shiva, ikilimizin son anlarını ve Sylvia’nın ölümü anından itibaren Peter’ın hislerini ve partnerini kaybetmesinin ona hissettirdiği katlanılamaz acıyı anlatıyor bize. Kendi yataklarında tek başına yatmanın verdiği tarifsiz yalnızlık hissi Peter’ın psikolojik buhranını zirve noktasına ulaştırıyor. Öyle ki Peter bu toksik ve yıpratıcı ilişkiden sonra kendi yüzü Sylvia’nın yüzü haline geliyor bazen. Deliliğin sınırlarında fink atıyor Peter.
Müziksel olarak sakin ama duygulu bir elveda havası taşıyor bence şarkı. Ses pırıltıları içerisindeki acıklı bir kabullenişi simgeleyen Shiva, aynı zamanda kâinatı yok eden ve yeniden yaratan – bu durumda Peter’ın hayatını simgeliyor muhtemelen – bir tanrı olarak Hint mitolojisinde geçmekte.
Wake (A-)
Peter’ın ölümle yüzleşmesinin devamında görüyoruz ki Peter kendisini dış dünyaya tamamen kapatmış ve kendisini herkesten uzaklaştırmış, kalbini herhangi bir duygusal ilişkiye kapatmış. Dikkatimi çeken bir dize var, yardım için gönderilen helikopter ipini boynuna sardığından bahsediyor Peter, yardımı adeta aksi niyetine kullanıyor. Bu durum depresyonun derinliğindeki insanların bazen nasıl dışarıdan yardıma kendilerini kapattıklarına bir referansta bulunuyor. Arkadaşları da hâliyle bir yerden sonra Peter’dan umudu kesmişler. Ancak her acı ve her kriz zamanla yumuşadığı gibi Peter da belli bir zamandan sonra nihayetinde kendi kalbinin çilingirliğine soyunmuş ve eskiden hayatında olan insanları evine kabul etmeye başlamış. Eğer kendisini affederlerse onlara yaşadıklarını ve kendi bakış açısını anlatmanın zamanının geldiğine inanıyor artık. Sylvia ile olan ilişkisinin etkileri öylesine büyük ki nereden başlayacağını bile bilmiyor anlatmaya. Uzun zamandan sonra Sylvia’nın etkisi altında olmadan gerçekleştirdiği ilk gerçek eylem bu. Şarkının beşinci dakikasından itibaren ise sözler adeta biz dinleyicilere yazılmış. Bazı insanların kurtarılmasının imkânsız olduğu ve bunun için kendimizi asla suçlamamamız gerektiğinin üzerinde duruluyor bu kısımda.
Peter’ın eninde sonunda anladığı gibi çıkarmamız gereken hayati bir ders bu. Arkada yükselen enstrümanlar bizi dünya dışı bir klimaksa sürüklerken geçmişimizdeki yaralarımızdan ve travmalarımızdan arınıyoruz. Son olarak diyoruz ki her ne olursa olsun, kimse böyle yıpratıcı bir ilişkiyi hak etmiyor.
Epilogue (A-)
Albümün kapanışını “Bear” a oldukça benzer bir melodiye sahip “Epilogue” ile yapıyoruz. Fırtına durulduktan sonra öğreniyoruz ki Peter hastanedeki işinden kovulmuş, bu aynı zamanda fikrimce toksik bir ilişkiden sonra o insanla olan bağın kopması anlamına geliyor olabilir. Ancak bunlara rağmen Peter rüyasında Sylvia’yı görmeye devam ediyor, adeta lanetlenmiş Sylvia tarafından. Hastanede Sylvia ile geçirdiği vakitleri bu rüyalar vasıtasıyla anımsıyor ve yaşadığı şeylere son bir geri dönüş yapıyor. Sylvia’nın rüyalarda belirmesi belki biten toksik bir ilişkiden sonra karşı tarafın ilişkiyi devam ettirmeye yönelik manipülatif tavırlarına bir gönderme olabilir. Sözler öylesine detaylı anlatıyor ki bu rüyaları, Sylvia’nın Peter’ın hayatında kalıcı bir etkisi olacağı gerçeği tartışmasız aşikâr. Şarkı giderek yükselirken bir anda öyle bir kısma geçiş yapıyor ki gerçekten tarif etmesi çok zor. Sanki Peter’ın yaşadığı bütün travmaları müzik yoluyla serbest bırakması, hepsinden arınmasını temsil ediyor. Her şeyin geride kaldığını bilmenin verdiği rahatlık ve geleceğe umutla bakmanın verdiği özgüven de tutam tutam serpilmiş.
Kapanış
Duygusal yükü ve gerginliği hat safhada olan “Hospice” bize yıpratıcı ve toksik bir ilişkinin iki insanın hayatlarını ne derecede karartabileceğini olabilecek en etkili şekilde gösteriyor. Kusursuza yakın vokal performansları ve depresif ancak ışıltılı atmosferiyle eşine benzerine rastlanmayacak bir dinleme deneyimi sunuyor.
