Yerle Birim, Beklediğim Gibiyim

Öncelikle merabayın, bu yazıda olabildiğince kişisel ve duygusal şekliyle Büyük Ev Ablukada’yı anlatmaya çalıştık, internette bulabileceğiniz bilgilerdense bu grubun bizi ne biçim etkilediğini ve neden en iyisi olduklarını, en objektif olmayan haliyle anlattık, hepinize iyi okumalar dileriz.

Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin, BÜYÜK EV ABLUKADA

Canavar Banavar sanatla kafayı bozmuş, o konservatuar senin bu tiyatro benim şekliyle etrafta dolanıp kendi dinlediği müziği dinleyen birilerini arıyor, hikayenin diğer kahramanı Afordisman Salihins, her yere geciken bir ışıkçı. Afordisman’ın üstündeki Sonic Youth tişörtü yakıyor kıvılcımı, Galvaniz Gelbiraz ve 1 Ocak 2008’de internete koyulan ilk şarkı, sonra diğer üyelerin katılımıyla oluşan Full Faça ekibi ve Tophane’de başlıyor hikaye. İlk konserde yerde bulunup “Bu kimin?” diye sormadan göt cebe atılan ve her görüldüğünde kafada Havadar çalmasına sebep olan para ateşi gürlüyor, sonrasında esrarengiz olaylar sonucu 21 Aralık 2012’de dünyanın son konseri ve aynı gece yayınlanan Full Faça albümüyle devam etti mesele.

Müzikalite olarak Türk müziğinin en kaliteli gruplarından oldukları tartışılmaz ancak bu grubu sadece bir şarkı değil dostuymuş gibi dinleyen yüz binlerin ortak bir sebebi var, sözler. Müziğin alametifarikası insanların duygularına eşlikçi olmasıdır. Her hissettiğiniz duyguya tercüman bir şarkı çoktan yazılmıştır, aldatıldığınızda, hayal kırıklığına uğradığınızda, terfi aldığınızda dinleyeceğiniz şarkılar çoktan hazırdır. Büyük Ev ise her gününüzü anlatır, gün içinde canınızı sıkıp içinize gömdüğünüz her minik his, sevinip dışarıya göstermediğiniz her duygu, Büyük Ev tam olarak bunları anlatır.

Çoğumuzun her günü rezil geçer, monotondur ve bundan kurtulmak için hayatımızı satarız, gün içindeki duygulardan kaçmak için para kazanır, tatile gider, kitap okur, film izler ve şarkı dinleriz, hissettiklerimizle baş başa kalmayız hiç, çünkü normal değillerdir bizim için. Yalnız olmak isteriz ama insanlar yalnızlığı sevdiğimizi bilsin isteriz, kaybederiz ama bir türlü kaybeden olmayı gururumuza yediremeyiz, silik bozuk ojelerimiz ve dağınık saçlarımız hoşumuza gider, sağlık sorunlarımızla ilgilenmekten nefret ederiz ama günün sonunda bütün bunlardan utanırız, sanki bunları hissetmememiz gerekiyormuş gibi düşünürüz.

Büyük Ev en içten haliyle anlattı bütün bunların normal olduğunu ve hepimizin söyleyecek şeyleri olan, edecek dansları olan, utanmadan hissedeceği duyguları olan insanlar olduğumuzu. En önemli cümleyle paragrafı noktalayıp albümlere geçmek isterim:

“Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin!”

Eyvallah

Alternatif rock’la sert bir giriş yapıldı meseleye, sözler abuk subuk, gitar ve bateri oldukça nizami, vokalse Türk müziğinin bir adabı olmalı diyenlere tepki niteliğindeydi. Büyük Ev baştan mesajı verdi, hitap ettikleri spesifik bir kitle olmayacaktı, hissettiklerinden korkmayan herkes dinleyebilirdi onları.

Hep tekrarladık, iyi bir albüm iyi şarkılar topluluğu değildir, bir albüm içindeki iki üç şarkıyla değil, kendi başına değerlendirilmelidir. Full Faça baştan sona harikaydı, biraz tepkili biraz da kabullenişle açtık defteri, bugünün en sıkılanı biz miydik, samimiyetsiz miydik, yoksa kel miydik, belki de sadece fiyakalı bir tripteydik.

Giderek arttırdık tempoyu, çıldırmanın eşiğine gelinceye kadar, ama kendimizi tuttuk, ne yaptık ne ettik çıldırmadan sinirimizi bir kenara koyduk. E kabullenmekten başka bir şey kalmamıştı geriye, olanla olunmazdı ne de olsa.

Arada dalgalandı şarkılar sonra, sinirli hazmedişler, biriken anılar tekrar ağır basar gibi oldu, hep kayıplar olunca dağılır insan ve olmazsa olmazımız melankoliye geldi tabii sıra, oramız buramız ağrıyarak uyandığımız sabahlardaydı şimdi söz, mutsuzluktan uyuyamamayı yakından tanırdık ama mutsuzluktan uyanmayı ilk tadışlarımızdandı.

Albümdeki en güzel şarkı değildi bence, ama en çok o dinletti kendini, melankolik ritimlere içimizdeki bir şey hep çekti bizi zaten, “En Güzel Yerinde Evin” kalbimize taht kurdu, ama çoğumuz yanlış anladık şarkıyı, en kötü hissettiğimiz zaman daha da kötü olmak için dinledik hep ama aslında en mutlusu buydu şarkıların.

İnsanüstü bir kabullenişti bahsi geçen:

“Bu sefer mutsuzum ama keyfim yerinde.”

dedi Canavar Banavar. En güzel günlerimiz geri gelmeyecekti ama olsundu, karanlık artık hurda bir eşyaydı bizim için, çoktan aşmıştık geçmişe dönüp günümüzü piç etme merasimlerini, bütün eskiyi bir rakı masasında gömebilirdik artık, mutsuzduk ama keyifler tıkırındaydı.

En uygun haliyle albümü noktaladık, Tayyar sadece bu albümün en iyisi değil, tarihin en iyi şarkılarından biriydi, absürt, ironik ve kırıcı üslubuyla gündelik hayatın sıradanlığını anlattı, Tayyar Ahmet’in rutin ve sonsuz gibi gelen sıkıcı hayatını neşeli bir melodiyle dinledik ve albümü sonlandırdık.

Yeni Şeklimiz: FIRTINAYT

5 yıllık bir ara sonrası Büyük Ev bir mesaj daha verdi, hep daha iyisi değil hep daha farklısıydı hedef. İyi kavramı kişiseldi ama farklı olan hep farklı kalacaktı, elektronik müzikle kafayı bozmuşlardı, gitar telleri yerini indie soundlara bıraktı ve piyasaya fırtına gibi indiler.

Müzikal olarak kendilerini sürekli geliştirdiler ama sözler hep aynı kalitedeydi, daha gidebilecekleri bir yer yoktu çünkü, Büyük Ev en başından çıtayı tepeye asmıştı. Sanki bütün duygular daha oturaklıydı artık, güneş yerindeydi, her şey kötüye gitse bile güneş yerinde durduğu sürece her şey yolundaydı, devamını da benzer getirdik sonuçta bir evren bozmasında hayattaydık, ritime eşlik etmekten fazlası gelemezdi elimizden.

Konfor alanı diye bir tabir vardır, bir boşluktur burası ve bize söylendiği kadar da kötü değildir aslında bu boşluk, sonuçta yıllarımız bu boşluğu aramakla geçti, zar zor yarattık sonra da bize çık ordan dediler, kaybolup yorulunca oraya dönmekte bir sorun yoktu halbuki, bütün bu rahatlığı Büyük Ev hatırlattı bize.

“ARAYAN BULUR” en dokunaklı şarkı değildi ama bir söz vardı ki her dinlediğimizde içimize su serpti:

“Neden hep böyle mağlubiyetler giderek üzerime yakışıyor.”

Herkes utanır bunu söylemekten ama elinden gelen her şeyi yapıp yine de başaramamak bazen keyif verir insana, kaybeden olmak bazen yakışır insanın üzerine, ama hiçbir yanlış yoktur burada çünkü mesele kazanmaksa bazılarımız kaybeden olmayı seçer, çünkü başarmak değil denemektir bazılarımız için mesele.

10 geçeler ve 10 kalalarla devam ettik meseleye, hiç olmadığı kadar catchy ritimlerle en mainstream şarkının “HOŞÇAKAL KADAR” olacağı en başından belliydi ve bunu sonuna kadar hak etti.

En az dinlenen ama konserlerde en çok bağırılan şarkı vardı sırada, nedeni ise grubun en holigan dinleyicilerinde ayrı bir yeri vardı *“HAYALETLER”*in, sebebini hala çözemedik, belki de hepimizin hayallerinin bir sorunu vardı ama emin olamadık.

“HEPSİNE NE FENA” dinlemekten en çok keyif aldığım şarkısı oldu Büyük Ev’in, sıra danstaydı, hiçbir motif, zeybek, tango, hip-hop, hiçbir tür bilmeden beden ne yapmak istiyorsa onu yapıp dans ettik, kollar etrafa savruldu, bacaklar duvarlara çarptı, suratlar korkunç bir hal aldı ama biz hiç durmadan dans ettik ve hiç de utanmadık halimizden.

Nasıl görünüyorum diye sormadık, altımızda bütün toplumun reddettiği dar kot ve beyaz bir tişört, üstüne üstlük çirkindik ama kafamızdaki tacımız hiç eksik olmadı.

Hip-hop’ta yeni olabilirlerdi ama laflar eskiydi, Canavar Banavar delirmiş bir biçimde söylüyordu:

“BENİM KAFAM SİKTİRMİŞ GİTMİŞ”

bize de kafa sallamak düştü.

E melankoli de olmazsa olmazdı tabii, hiç olmayacak olsa bile kafamızdan bir ihtimal yaratıp ona üzüldük, ama her zamanki gibi bundan da utanmadık, insandık çünkü.

Kaybol

Yapımı çok uzun sürdü, dinleyicileri “Albüm nerede kaldı?” diye süründürdü ama en sonunda bütün bekleyişe fazlasıyla değdi. Palet hiç olmadığı kadar genişledi, elektronik olması hayal edilirken, sözlerin inatçılığıyla band’e döndü soundlar. Müzikal anlamda her seferinde daha yaratıcısını yapacaklarını tekrar kanıtladılar ama bu sefer en dokunaklı, en hayatın içinden sözleri en beklenmedik yerlere serpiştirdiler.

Grubun edebiyat departmanı yine yapacağını yaptı. Hep kendi kendime düşündüğüm şeyleri en güzel müziklerle dinlemek beni Büyük Ev’e sımsıkı bağladı, ama bu albüm kendim hakkında bilmediğim şeyleri öğretti bana. Albümü müzikal açıdan değerlendirmekti ilk dinlediğimdeki hedefim ama izin vermediler buna:

“Yalnız olmak iyi ama yalnızlığı sevdiğimi birileri bilsin istiyor bir yanım deli gibi.”

dedi Canavar Banavar ve daha albümü dinlemeye başlayalı iki dakika bile olmamışken durdurdum şarkıyı ve düşünmeye başladım, tam buydu söylemeye utandığım, kafamın en diplerine gömdüğüm şey. O gün söz verdim kendime, bir daha utanmayacaktım ne hissettiğimi insanlara göstermekten, sonra da müziğe kaptırdım kendimi yine.

Bir sonraki şarkının açık ara en sevdiğim Büyük Ev şarkısı olacağını hiç düşünmezdim, “HEPSİNE NE FENA”dan iyisini onlar bile yapamaz demiştim kendime ama yine şaşırttılar beni. “Şiraze” o ana kadar dinlediğim en duygu dolu şarkıydı. Sadece “Şiraze” için bu yazının tamamı kadar bir yazı yazabilirdim aslında ama bu kadarıyla yetineceğim şimdilik.

Çoğumuzun ilişkilerinde hissettiği ama bundan rahatsız olduğunun bile farkında olmadığı çoğu can sıkıcı duygu vardı bu şarkının içinde ve bunlara eşlik eden bozuk akorlu gitarlar:

“Anılarımın acılarını yeni insanlarda görmek istiyorum niye?”

İnsanın sosyal bir varlık olduğunu unutup kendimden şüphe ettiğim bir döneme denk gelmişti bu albüm ve bir ilaç gibiydi benim için, anlattıklarımın karşımdakine etki ettiğini görmek istemekten normali yoktu aslında.

“Beklediğim Gibiyim” vardı sırada, kabuslar görmekten bir türlü vazgeçmeyenlerin şarkısıydı, e haliyle de en çok bu şarkı beğenildi, yerle bir olmaktan korkmayan milyonlar vardı çünkü.

Diğer kaybolanların yanına son sürat uçtuk, olabildiğince sıcak ağırladılar bizi biz de hoş bulduk.

Karargah’tan bahsetmeden kapatamazdım defteri, Galvaniz Gelbiraz’ın narin sesi oldukça sertti bu sefer. Hiç şakaya gelmeyecek bir altyapı ve iddialı sözler şaşırtmıştı beni ama gayet haklıydı isyanı, sonuçta hikayeler değişmekteydi.


Dünyanın Son Konseri

Yapısı gereği inanılmaz mükemmeliyetçi, ilk alınan kayıtlarla bir türlü vedalaşamayan, hep daha farklısı için çabalayan bir grup Büyük Ev, e haliyle de konserlerin fazla iyi olması kaçınılmazdı. Türkiye’de eşi benzerine rastlanmamış, uçuk konseptlerde konserler yaptılar ve en önemlisi beklentiler üzerine değil kendi istedikleri gibi yaptılar hepsini.

Hissettirilen duygu, seyircinin çalan şarkıya ve gruba sımsıkı bağlanmasını sağlar ve performans sadece bir konserden öte kolektif bir deneyime dönüşür. Canavar Banavar ve Galvaniz Gelbiraz “Umarız her zaman herkesle aynı yaşta oluruz” mottosuyla, olabildiğince absürt kıyafetlerle, yarınlar yokmuşçasına dans eder sahnede.

Grup, şarkılarını çoğu zaman stüdyo versiyonlarından farklı biçimlerde çalar. Tempo değişimleri, doğaçlama bölümler veya beklenmedik geçişler sayesinde aynı şarkı her konserde yeniden yorumlanır, bu sayede hem seyirci hem de grup hiç bilmedikleri özelliklerini keşfeder.

Bu durum dinleyici ile grup arasında güçlü bir aidiyet duygusu yaratır. Ve her konsere olması gerektiği şekliyle son verilir:

“Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin, Büyük Ev Ablukada.”

Yazar

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir