Yan Grubun Böylesine Can Kurban: The Voidz
Türler: Neo-Psychedelia, Experimental Rock, Art Rock, Alternative Dance
Girizgâh
Merhaba değerli okurlar, bu ayın sayısında müziğe bambaşka bir perspektiften bakabilen, ortaya koyduğu çalışmalarla müzikal ufkunuzu genişletecek bir gruptan bahsedeceğiz: The Voidz. Grubu tanıttıktan sonra kuruluş hikayesini anlatacağız ve ortaya koydukları çalışmaları teker teker değerlendireceğiz. Herkese iyi okumalar!
Kimdir bu “The Voidz”?
Eski ismi “Julian Casablancas + The Voidz” den de anlayacağımız üzere grubun hem vokalisti hem de “frontman” i konumunda olan bir Julian Casablancas var. Kendisini tanımayanlar için kısaca bahsetmek gerekirse, 2000’lere damga vuran ve modern rock kültürünü şekillendiren indie rock grubu The Strokes’un vokalisti ve müzikal dehalarından birisidir kendisi. Daft Punk ile düet yaptığı “Instant Crush” adlı şarkıdan da biliyor olabilirsiniz kendisini.
The Voidz’un çıkış hikayesi ise Casablancas’ın 2009 yılında çıkardığı “Phrazes for the Young” adlı solo albüme dayanıyor. The Voidz’un üyelerinden Jeff Kite ve Alex Carapetis bu albümün turnesinde Casablancas’la ilk kez sahneyi paylaşıyorlar. Ayrıca, elektronik departmanda da rol alan basçı Jacob Bercovici de Casablancas’ın “I Like the Night” adlı teklisinin prodüksiyon ekibine katılıyor. 2010’ların ortasına geldiğimiz vakit Casablancas, muhtemelen asıl grubu The Strokes’un üyeleri ile müzikal noktada ortak paydaya varamamış olmasından dolayı yeni bir soluk arıyor. Bercovici, Kite ve Carapetis’in yanında ortak arkadaşları Jeramy Gritter ve Amir Yaghmai’nin de içinde bulunduğu altılı bir ekibi topluyor ve 2013’te, o zamanki adıyla Julian Casablancas + The Voidz ortaya çıkıyor.
İlk Göz Ağrısı: Tyranny
Grubumuz vakit kaybetmeden ilk albümleri olan “Tyranny” için kolları sıvıyorlar ve Eylül 2014’te albümün ilk teklisi olan Human Sadness’ı yayımlıyorlar ve ne denli baş döndürücü bir şaheser ortaya koyabileceklerini gösteriyorlar. Ardından “Where No Eagles Fly” adlı ikinci yayımlandıktan sonra 23 Eylül 2014’te “Tyranny” biz dinleyicilere ulaşıyor. Haydi şimdi dilerseniz öne çıkan şarkılara bir göz atalım.
Take Me In Your Army (C+)
Albüme oldukça saykedelik bir giriş yapıyoruz ve The Voidz’un The Strokes’tan ne derece uzak bir müzik anlayışı olduğunu daha ilk şarkıdan anlıyoruz. Gerek Casablancas’ın vokallerine eklenen efektler gerekse arka plandaki deneysel ve elektronik prodüksiyon olsun, kesinlikle yeni ve alışılmadık bir deneyim sunuyor şarkı. Sözler de aslında biraz bu doğrultuda, Casablancas’ın yaşadığı kabuk değişiminden ve son birkaç yıldır şarkı sözleriyle insanları yönlendirme güdüsü taşıdığından bahsediyor. Böylece bu yeni çalışmanın hem fazlasıyla deneysel hem de politik olacağının habercisi oluyor Take Me In Your Army. Müzikal açıdan akılda kalıcı pek de fazla bir şey sunmasa da albümün ve grubun dinleyiciye tanıtımı açısından yerinde bir açılış şarkısı olmuş.
Crunch Punch (B)
Önce yine müzikal açıdan bakacak olursak kendi içerisinde bile oldukça çeşitli bir şarkı ile devam ediyoruz albüme. Crunch Punch Casablancas’ın Strokes’un ilk dönemlerinden aşina olduğumuz sert vokallerini ve son dönemlerinde daha çok öne çıkan harikulade falsetto’suyla kulaklarımızı mest ediyor. Şarkının ana gitar riff’i oldukça sağlam, nakarat oldukça güçlü ve tutkulu, ortasındaki ufak solo ise pastanın üzerindeki kiraz oluyor adeta.
Sözler açısından beş dakika içerisinde o kadar çok şey bahsedilmiş ki hepsinden bahsetmek oldukça zor. Ama ana hatlarıyla Casablancas modern çağdaki şirketleşmelerden ve çıkar odaklı kararlardan, günümüz radyosunun bile çıkar amaçlı sadece en popüler şarkıları çalmasından bahsediyor. Artık başkaları tarafından kullanılmak istemediğini ve insanların artık özellikle de çevresindeki insanlardan ne kadar uzaklaştığı gibi kritik konular da şarkı sözlerinde ele alınıyor. Ancak eninde sonunda tek bir insan milyarlarca insanın yaşadığı dünyayı değiştiremiyor maalesef.
Human Sadness (A)
Müzik dünyasında pek çok upuzun ve çok katmanlı şarkı vardır ki müzik tarihine adlarını altın harflerle kazımışlardır. Queen’in Bohemian Rhapsody’si, Led Zeppelin’in Stairway to Heaven’ı, Radiohead’in Paranoid Android’i ve daha niceleri olmak üzere bu şarkılar ve onları ortaya koyan gruplar hep yüceltilmişlerdir. Julian Casablancas da haliyle bu şarkıların önemini fazlasıyla bilen birisi ve böyle bir şarkı yapmak için o ve grubumuz kolları sıvamış.
Şarkımız Mozart’ın son bestesi olan Requiem’den alınan bir kesit ile başlıyor. Şarkının asıl teması olan Julian Casablancas ve babası arasındaki ilişkiye de fazlasıyla uyan bir kesit bu, zira babasının asla onun için orada olmadığını ve bu konuda ne kadar hassas olduğunu şarkı sözlerinden anlayabiliyoruz. Şarkının ilk bölümünde genellikle gösterişin bilgelğin önüne geçebildiğinden; film ve müzik gibi konularda dozunda bırakılması, aksi takdirde geriye bırakılan mirasın mahvolacağı ele alınmış. Bu sözler Casablancas’ın asıl grubu The Strokes’a bir gönderme de olabilir.
Gelelim nakarat kısmına. Karşımıza Mevlana’dan bir söz çıkması hepinizi şaşırtabilir ancak sözler birebir Mevlana’nın “Doğrunun ve yanlışın ötesinde bir yer var, seninle orada buluşacağız.” deyişinden alınma. Bu bahsedilen yer ise yaşadığımız dünyada mıdır, orasını düşünmek kişiye kalmış artık. Şarkının devamında Julian’ın babasını bekleyip durduğunu görüyoruz. Öylesine bir darbe vuruyor ki bu durum ona, babasının davranışları için kendisini suçlamak daha kolay geliyor artık. Zamanın geri alınamayacağının acısı da buna ekleniyor ve kendisini çaresiz hissediyor. 4. dakikadan sonra şarkı bir anda yön değiştiriyor ve Julian’ın albüm boyunca duyacağımız en hassas ve gerçeküstü vokallerini duyuyoruz. Ağlamaklı bir şekilde artık geçmişte olduğu insan olmadığından, ait olma hissinden mahrum bir şekilde kendisini kaybettiğini anlatıyor. Öyle derinden vuruyor ki bu kısım, şarkının başlığına atıfta bulunuyor adeta.
Bu kısımdan sonra bir kez daha ters köşe oluyoruz ve adeta kulağımızda patlayan bir soloyla ve Julian’ın bu sefer isyankâr vokalleriyle karşılaşıyoruz. Babasına karşı hiçbir şey hissetmediğinden bahsediyor artık: ne bir oğul gibi ne bir dost ne de bir düşman gibi. Babası da onu oğlu olarak kabul etmiyor, ona sırtını dönüyor. Şarkının devamı genelde bu tema ve arada da biraz politik temalar üzerinde durmaya devam ediyor ve bir yükselip bir alçalarak 11 dakikalık bir astral seyahat deneyimi sunuyor bize.
Hazmedecek çok fazla şey var bu şarkıya dair, ama eşi benzerine çok ender rastlanan, fikrimce az önce bahsettiğim birkaç şarkının yanına rahatlıkla eklenebilecek bir şarkı Human Sadness.
Father Electricity (B)
Sosyal adaletsizlik ve sistem eleştirisi üzerine kurulu sözlerle albüme devam ederken yine oldukça uzun soluklu bir şarkı olarak çıkıyor karşımıza Father Electricity. İnsanların nasıl manipüle edildiğini ve yanlış zamanda yanlış yerde bulunmaya mecbur bırakıldıklarını anlatıyor. Çok katmanlı bir şarkı olmasının yanında arkadaki elektronik prodüksiyon elementleri yine zaman zaman oldukça sertken nakarat kısmında gayet tatlı diyebilirim. “Born out of electricity, I wait for you in the second life” sözü beni düşünmeye en çok iten söz oldu. Yedi buçuk dakikalık uzunluğu biraz fazla kaçsa da şarkının öyle gereksiz diyebileceğim bir kısmı bile yok. Elli saniyelik nazik kapanışı bile gayet güzel bir ekleme olmuş bence.
Johan Von Bronx (B)
Bir önceki şarkıyla beraber iki uzun şarkı art arda dinleme açısından zorlu olabilir, ancak Johan Von Bronx bu albümün ve grubun müzikal kimliğini oldukça iyi özetliyor; kısım kısım karşımıza çıkan melodik gitar riff’lerinin yanı sıra şarkı gerektiğinde sert ve deneysel olmasını da biliyor. Şarkının farklı bölümlerinde Casablancas’ın vokallerine uygulanan efektler şarkı kişinin egosunu kontrol etme savaşı üzerinde duruyor ve kontrolden çıkmış bir egonun ne kadar yıkıcı ve tehlikeli olabileceğini gösteriyor.
Dare I Care (A)
Geldik albümdeki bir diğer favorime, aynı zamanda müzikal açıdan her dinlediğimde hayret ettiğim bir şarkıya. Kültür eleştirisi ve içe dönük düşüncelerden bahsediliyor yine, albümün geri kalanı gibi. Nakarat kısmı ise hayatının yarısını boşa harcamış bir insanın elleri kolları bağlı hissetmesini harika yansıtmış. Yıllar sonra dönüp dolaşıp aynı yere gelmek ve elinde hiçbir şey kalmaması yıkıcı bir durum olsa gerek. Bu şarkıyı asıl sevme sebebim ise enstrümental ve vokal performanslar kesinlikle.
Şarkının nakarata yükselişi, nakaratta arkada kulağınızın pasını silen synth’lerden sonra şarkının son iki dakikası sizi bu dünyanın dışında bir yere götürüyor. Kaosun ve düzenin içinde zincirlerinden kurtulmuş bir at gibi dört nala koşuyor şarkı. Şatafatlı ve akıl almaz bir duygu selinden sonra oldukça tatlı bir melodiyle bitmesi de son bir sürpriz oluyor biz dinleyicilere. Klibiyle izlemenizi mutlaka tavsiye ederim, dinleme deneyimini kesinlikle bir üst seviyeye çıkarıyor.
Özetle Tyranny, deneysel müzik yapan bir grubun ilk albümüne göre oldukça başarılı ve çeşitli bir dinleme deneyimi sunuyor. Aralarda birkaç tekdüze şarkı olsa da albümün parıltısından çok da bir şey eksiltmiyor.
Albüme Puanım (B)
Albümden Favori Şarkılarım:
Crunch Punch, Human Sadness, Johan Von Bronx, Dare I Care
2014-2018
NME’nin 2014 yılının en iyi 50 albümü listesine girmeye başaran Tyranny; Metacritic, Pitchfork ve Rolling Stone gibi ünlü müzik değerlendirme sitelerinden ise çoğunlukla geçer not aldı. 2017 yılının sonuna kadar ise yeni bir tekli veya albüme dair bir gelişme yaşanmazken Ekim 2017’de ekibimiz Los Angeles’ta gizli bir gösteride yeni albümleri olacak “Virtue” dan birkaç adet yeni şarkı çaldılar. Aynı yılın aralık ayında ise grup resmi olarak albüm teaser’ını yayınladı ve grubun ismini The Voidz olarak kısalttıklarını duyurdu. Yaklaşık bir ay sonra ise grubun hala en popüler iki şarkısından biri konumunda olan “Leave It In My Dreams” tekli olarak yayımlandı. 30 Mart 2018’de albüm çıkana kadar toplamda beş adet tekli yayımlandı ve 15 şarkılık “Virtue” nihayetinde sevenlerine ulaştı. Şimdi gelin beraber albümden öne çıkan şarkılara bakalım.
Ezber Bozan Albüm: Virtue
Leave It In My Dreams (B+)
Albümün ilk yayımlanan teklisi konumunda olan “Leave It In My Dreams” deneysel rock yapan bir gruptan beklenmeyecek derecede tatlı bir şarkı, adeta bir indie pop şarkısı gibi. Grubumuzun şu ana kadarki en radyo dostu birkaç şarkısından biri olmasının yanında grubun deneysel kimliğinden de ödün vermiyor ve albüm için olabilecek en iyi açılış şarkısı haline geliyor.
Sözler ise politik düzlemden çıkıp biraz daha ikili ilişkilere yönelmiş, her şeyde ek bir anlam aramama düşüncesi, sabah uyanınca gelen o boşluk ve acı hissini anlatıyor Casablancas. Belki de en önemlisi sözlerde bazı şeylerin hayal olarak kalabileceğinin kabullenişi ve gerçekliği kabul etmekle ilgili derin bir bilinç akışı var adeta. Ne de olsa hayat devam ediyor, bazı şeyleri çok da düşünmemek gerekiyor, değil mi?
QYURRUS (B)
Albümün belki de en saykedelik ve çılgın şarkısıyla devam ediyoruz. QYURRUS bize Casablancas’ın ince ve kalın vokallerinin değişkenliği ve arka plandaki elektronik efektlerin kulağımızda yankılanması gibi ilginç sekanslar sunuyor. Ancak buna rağmen şarkı sözleri kesinlikle boş değil. Şarkının ilk yarısı problemleri olan bir insanın kafa dağıtması gibi iken ikinci yarısı ise “I lost what’s mine” sözü ile sahip olan bir şeylerin kaybedildiği gerçeğini gün yüzüne çıkarıyor. Stoacı bir düşünce ile birleştirildiğinde aslında kaybedilen şeylerin hiçbir zaman kişinin kendisinin olmadığını söylüyor sözler. Şarkının bu ikinci yarısı aynı zamanda Amerika’da o yıllarda patlak veren mülteci sorunlarına da bir işaret olabilir, “Habibi” kelimesinin kullanımı ve bir yardım çağrısını andıran sözler bunu çağrıştırıyor olabilir.
Pyramid Of Bones (A-)
Albümden en sevdiğim iki şarkıdan birisine geldi sıra. Pyramid Of Bones dört buçuk dakikalık bir özgüven patlaması benim gözümde. Şarkıda tempo bir saniye bile düşmüyor ve şarkının farklı sekansları arasındaki geçişleri neredeyse kusursuz yapıyor. Ayrıca nakarat kısımlarında gitarın sustuğu yerlerde davulların yaptığı çeşitli ve sürprizli eklemelere de hastayım. Soloyu da oldukça başarılı buluyorum, gitarın tonunu çok beğeniyorum. Özellikle bütün enstrümanların zirve yaptığı ve sonrasında nakarat ritmine geri dönmesi şarkıya müthiş bir nokta koyuyor.
Sözleriyle kendi solo kariyerine de bir atıfta bulunuyor Casablancas: “Just the guy from the 11th dimension” derken aynı adlı solo albümünden bahsediyor. Ayrıca önceki albümde çok kez rastladığımız sosyal çürüme teması yalanlar ve gerçekler üzerinden konuşulmuş. Yalan söylemenin artık beyaz adam için bir alışkanlık, bir kültür haline geldiği ve gerçeklere uyanılması gerektiğinden bahsedilmiş. Hatta ve hatta hükümetlerin bu yalanlar için insanların canına kıyacak kadar ileri gidebileceği bahsedilmiş.
Permanent High School (B+)
Önceki iki şarkıdan sonra tempo olarak biraz daha sakin bir şarkıyla devam ediyoruz. Görece pozitif bir melodisi olan şarkı neo saykedelik sularda dolaşıyor ve önceki albümdeki şarkılara göre daha rafine bir dinleyiş sunuyor. Adından da anlaşılacağı üzere “Permanent High School” lise hayatı ve yetişkin hayatı arasında mekik dokuyor. Sınavlarda kopya çekmenin getirdiği adaletsizliğin yetişkin hayatı üzerine genellenmesi yapılıyor mesela. Şarkı içerisinde o kadar çeşitli temalara değiniliyor ki takibini yapmak oldukça zor. Bazı insanların yok yere ötekilere zarar vermekten zevk aldığından, “Pyramid of Bones” taki gibi yalanların basit ve inanılabilir, gerçeğin ise karmaşık olduğundan bahsedilmiş. Julian’ın babasıyla arasındaki onarılamaz bağdan bahsediliyor yine, belli ki hala üstesinden gelinememiş.
Son olarak da hayallerinin ne zaman suya düştüğünü sorguluyor Casablancas, The Voidz gibi yeni bir sayfanın spot ışıklarından uzak ve daha özgür, hayal ettiği gibi bir hayat kurmasına imkân sağlayacağı düşüncesi hâkim sözlerde. Dört dakikadan biraz uzun olan bu şarkı altında nice anlam taşıyor özetle.
Think Before You Drink (B)
Narin elektronik eklemeler dışında sadece klasik gitar ve Julian’ın vokallerini içeren şarkımız albüme oldukça kişisel bir dokunuş olmuş, zira sözler büyüme sancısı ve modern dünyanın karşısında zamanla kaybedilen masumiyeti anlatıyor. Okullarda öğretilen ve devlet büyüklerinin bize aşıladıkları düşünceleri bir zehir olarak görüyor Julian, küçük ve korunmasız bir çocukken bunları tüketmiş olmanın üzüntüsü hâkim vokallerine. Şarkının sonunda tekrarlanan söz ise asıl mesajı veriyor aslında: Bir insanı düşünmeye yönlendirebilirsiniz ama onu zorla fikirlerinize maruz bırakamazsınız.
Pink Ocean (B+)
Kişisel favorilerimden biri olan Pink Ocean alçalışları ve yükselişleriyle beni büyüleyen bir şarkı. Nakarat kısmında Casablancas’ın vokalleri ve arkadaki narin piyano ritimleri hep içime dokunmuştur. Kısa ama tatlı bir gitar solosu, şarkının genelinde akılda kalıcı bir bas ritmi, ikinci nakarattan sonraki elektronik ses duvarları… hepsinin tadı ayrı güzel. Son nakaratta ise arkadaki bütün elektronik efektlerin çekilip sadece vokallerin ve piyanonun kalması tüylerimi diken diken ediyor. Derken hemen ardından bir gitar solosu daha… beş dakikalık bir şarkıya daha ne kadar fazla şey sığabilir ki?
Sözler itibarıyla Pink Ocean soyutlanma, çaresizlik ve dünyadan kaçış düşünceleri üzerine şekilleniyor. Hayallerin yıkılması üzerine gerçek dünyaya dair bir kontrol kaybı ve intihara meyilli düşünceler içeriyor sözler fazlasıyla. Özellikle hayalperest bir insan için bu durumun fazlasıyla tehlikeli olabildiği anlatılmış. Ayrıca bir aldatma/aldatılma olayından da üstü örtülü olarak bahsedilmiş olabilir, ana karakterimizin şevkini kıran, dünyasını başına yıkan olay budur belki, kim bilir?
Pointlessness (A)
Albümün kapanış şarkısı olan “Pointlessness” hayata oldukça nihilist bir bakış açısından bakarken insan hayatının önemsizliğini ve herkesin bir gün unutulup gideceğini ele alıyor. Nakarat kısmındaki “What does it matter?” sözü pek çok yere çekilebilecek olsa da deterministik bir bakış açısından yazıldığı oldukça bariz.
Bu şarkıyı benim için özel yapan unsurlar ise bu nihilizmi dibine kadar hissettirmesi olsa gerek. Şarkının ortasında bir umut ışığı çıkıyor adeta: ışıtılı bir sekansa geçiş yapıyoruz. Casablancas’ın falsettosu mükemmel ve arkadaki synthlerle inanılmaz bir uyum içinde. Son iki dakika içerisinde ise şarkı bizi öyle bir yolculuğa çıkarıyor ki gerçekten kelimelerle anlatmak oldukça zor. Lanetli bir ritüele şahit oluyoruz sanki ve her şey yok olmak üzere. Sular
durulduğunda bile şarkının etkisinden çıkmak kolay değil. Bambaşka bir gruptan bambaşka bir şarkı daha ve bambaşka bir albüme yakışan bir kapanış.
Özetle Virtue, bir önceki albümde ele alınan siyasi ve sosyal sorunları kişisel bir bakış açısıyla yoğuruyor ve pek çok insani duyguyu aynı anda yaşamamıza vesile oluyor. Müzikal açıdan ise daha rafine ve oturmuş bir prodüksiyonla karşımıza çıkıyor ve birbirinden farklı 15 şarkıyla doyurucu bir dinleme deneyimi sunuyor. Bahsetmeye değecek daha pek çok şarkı olsa da bu kadarından bahsedebildim, eğer bu şarkıları sevdiyseniz geri kalan şarkılara da bakmanızı öneririm.
Albüme Puanım (B+)
Albümden Favori Şarkılarım:
Leave It In My Dreams, Pyramid Of Bones, Pink Ocean, Pointlessness
