Çağdaş Küresel Siyasetin Gerilim Nedeni – Dolar Sistemi

Bir dakika durun ve şu senaryoyu hayal edin. Çin, buğdayın bundan sonra sadece yuan ile satılacağı yönünde bir karar alıyor. Ne olur? CNN, BBC ve Reuters gibi dev batı medyasının ağları: “Çin dünyayı rehin alıyor.” , “Gıda silah olarak kullanılıyor.” , “Çin küresel güvenlik tehdidi..” gibi başlıklarla Çin’i küresel tehdit olarak gören haberler yapmaya başlar. Birleşmiş Milletler acil toplanır, NATO masaya oturur ve bir tür yaptırım paketi hazırlanır. Sonuç olarak da 48 saat içinde Çin ‘Diktatör Devlet’ ilan edilir. Şimdi ikinci senaryoyu hayal edin. Çin diyor ki: “Tüm çipler yuan ile alınacak, tüm denizcilik sigortaları yuan ile yapılacak ve yuan kullanmayan ülkeler küresel finans sisteminden (SWIFT) kesilecek.”. Ne olur? Bu sefer de değişen bir şey olmaz. Bu karar savaş nedeni sayılır. Dünya düzenini tehdit eden ekonomik bir terör olarak görülür. Peki bu görüşlerde diğer dünya ülkeleri haklı mıdır? Kesinlikle. Tek bir ülke bunları yaparsa gerçekten de diktatörlük olur. Ama bir sorun var, Amerika bunu elli yıldır yapıyor ve kimse ağzını açıp bunun diktatörlük olduğunu söylemiyor. Peki neden?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1944’te dünya Bretton Woods Anlaşması ile bir sistem üzerine mutabık kaldı. Bu para sistem ile birlikte bütün paralar dolara bağlandı, dolar ise altına bağlandı. Artık doların arkasında altın vardı, sistem güvenliydi. Peki Amerika Başkanı Richard Nixon ne yaptı? 15 Ağustos 1971’de kimseye sormadan dolar ile altın bağını ‘geçici tedbir’ adı altında tek taraflı bir şekilde kopardı. Altmış sene geçmesine rağmen bu karar hala devam ediyor. Dolar artık altına bağlı değil, hiçbir şeye bağlı değil. Peki dolar neden hala değerli? Bu sorunun cevabı çok basit, aynı zamanda da çok önemli: Petrodolar. 1974 yılında ABD ile Suudi Arabistan anlaştı. Bu anlaşmada Amerika, Suudiler ile petrollerini sadece dolar ile satmaları ve karşılığında da onları askeri olarak koruyacakları şartları üzerine anlaştı. Bundan sonra ne oldu?

Artık petrol almak isteyen her ülke dolar almak zorunda kalacaktı. Japonya, Almanya, Hindistan, Brezilya gibi dev ülkeler petrol mü almak istiyor? Herkes önce dolar alacak. Dünya nüfusunun %95’i petrol kullanıyor. Herkes eninde sonunda herkes dolar almak zorunda. Bu ne anlama geliyor? Bu şekilde dolara altmış yılı aşkın süredir trilyonlarca dolarlık talep yaratıldı. Amerika’nın yapmakta olduğu şey tam olarak bu. Bir ülke petrole erişmek istiyorsa önce dolara erişmek zorunda. Dolara erişmek istiyorsa da Amerika’nın kurallarına uymak zorunda. Kurallara uymayanlara ne olur?

Geçmişte, dünyada bu kuralların dışına çıkmak isteyenler oldu. Örneğin, Irak 2000 yılında petrolü Euro ile satmaya başladı. Üç yıl sonra Amerika, kitle imha silahlarının varlığını öne sürerek Irak’ı işgal etti ve Saddam Hüseyin idam edildi. Kitle imha silahları bulundu mu? Tabii ki de hayır. 2011’de Libya’da Muammer Kaddafi altın destekli Afrika Dinarı planlıyordu. Afrika kıtasının tamamı dolardan bağımsız olacaktı. Yaptırımlar başladı, Kaddafi sokakta öldürüldü. Sebep; insan hakları. Ve güncel yaşanan iki olaydan da bahsedecek olursak; Venezuela petrolünü Çin’e Yuan ile satıyordu, Maduro yakalandı. Aynı şekilde İran petrolünü Yuan ve Rupi ile satmaya başladı. Dünyanın en ağır yaptırımlarını aldı, SWIFT’ten çıkarıldı, ekonomisi boğuldu ve şimdi bombalanıyor. Bunların hepsi tesadüf mü? Hayır, hepsinin ortak noktası: hepsi doları reddetmeye çalıştı. Artık doların arkasında altın veya üretim yok. Sadece petrolün dolar ile satılacağı üzerine bir söz var.

Peki bu söz bozulursa ne olur? Dolara talep düşer, dolara talep düşerse sistem çöker. Bu sistemi bir de şöyle düşünün: Bir mahallede bakkal açıyorsunuz ama mahallenin kabadayısı geliyor diyor ki “Bu mahallede alışveriş yapmak isteyen herkes önce benim dükkanımdan jeton alacak ve jetonla ödeme yapacak. Jeton almayan kimse alışveriş yapamaz.”. Bunu kabul etmezseniz ne olur? Dükkanınız yıkılır belki kavga edersiniz. Ama mahalledekiler kendi aralarında bu sistemin mahalle güvenliğini sağladığını iddia ediyor. İşte dolar sistemi de tam olarak bu. Amerika dünya üretiminin %16’sını yapıyor fakat dünya ticaretinin %88’i dolar ile yapılıyor. Bu matematiğin tutmamasının sebebi doların değerinin üretimden değil savaştan ve petrol anlaşmalarından gelmesidir. Doların arkasındaki bir başka güvence de Amerika’nın ordu gücü. 170 ülkede 750 askeri üs gibi bir rakamla dünyanın en büyük donanmasına sahipler. Bu güç süregelen sistemin ayakta kalmasını sağlıyor.

Yazının en başında da bahsettiğim gibi aynı kararları başka bir ülkenin almasıyla ABD’nin alması arasında fark var. Aynı eylemler, iki farklı isim ve isme göre oluşturulan farklı standartlar… Neden fark var? Çünkü Ray Dalio’nun da dediği gibi günümüzde güçlünün haklı olduğu orman kanunları geçerli. ABD’nin bu gücü yüzünden kimse onlara ses çıkaramıyor. Bu çifte standardın sebebi tam olarak dünyadaki güç dengelerinin farklı olması.

Yazımın sonuna gelirken bu sistemin ebedi olmadığını belirtmek isterim. Geçmişte dünya parasını kontrol eden bütün sistemlerin ömrü ortalama 80-100 yıl. Dolar sistemi de 82. yılını doldurdu. Herkes bu sistemin sonuna hazırlık yapıyor. Çin ve Rusya altın biriktiriyor, BRICS kendi ödeme sistemini kuruyor, Suudi Arabistan yuan ile petrol satmaya başladı ve merkez bankaları otuz yıl sonra altını doların önüne geçirdi. Çünkü herkes bu sistemin ebedi olmadığını biliyor. Altmış senedir dünyaya doları dayatan, kabul etmeyeni bombalayan, liderlerini deviren sisteme her ne kadar batı medyası propaganda amaçlı “uluslararası düzen” dese de bu sistem dünyanın en büyük diktatörlüğüdür. Bir diktatörlüğün en büyük başarısı suçlarını başarı gibi göstermesidir ve Amerika bunu mükemmel yapıyor.

Yazar

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir