Kuru Korumalı Mevduat
2018 yılı itibariyle Türkiye ekonomisini genel hatlarıyla inceleyecek olursak enflasyon, faiz gibi yapısal problemler sebebiyle net ve brüt rezervler azalmakta, kur volatilitesi yükselmekte ve TL’ye güven azalmaktaydı. Söz konusu gelişmelerle beraber döviz cinsi mevduat hesapları yükselmiş, TL bazlı varlıklara olan talep düşerek dövize eğilim artmıştır. Bu tablo Türkiye’de yatırım kararlarını, dış ticareti ve finansal istikrarı bozmaktaydı. Artan kur oynaklığı yükselen ve risk primleri Türkiye ekonomisini iyice bunalıma sokmaktaydı.
Heterodoks Politika ve KKM’nin Doğuşu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘’faiz sebep, enflasyon sonuç’’ tezi, alışılageldik ortodoks iktisadi doktrinle çelişen ve heterodoks olarak tanımlanan politikanın da temeli bu şekilde atılmıştır. Bu tez üzerine yüksek enflasyon ortamında faiz indirimine gidildi ve 20 Aralık 2021’de kur patlamasına karşı bir tampon olarak Kur korumalı mevduat sistemine geçildi. Yanlış olan faiz indirimi politikası ve bir nevi örtbas edilmeye çalışıldı ancak 3 senenin sonunda T.C. hazinesine, bundan ötürü kamuya 60 milyar dolar civarı bir zarar olarak yansıdı.
KKM Yapısı ve Risk Transfer Mekanizması
KKM, TL mevduat sahiplerine döviz artışına karşı koruyan bir sistemdir. Bu sistemde eğer vade sonunda kur farkı faizden yüksek ise aradaki fark başta TCMB ve hazineye tarafından üstlenilmiş, sonralarında ise tamamen hazineye devredilmiştir. Bankacılık sektörü için değerlendirildiğinde ise KKM normal bir TL mevduat gibi işlemiş bu nedenle bankaların döviz pozisyonları TL ye çevrilerek TL ağırlığı arttırılmıştır. Bu sebeple kur riski tamamen bireysel yatırımcılardan alınmış ve kamusallaştırılmıştır. KKM’ye katılım zirve dönemde 125-130 milyar dolar seviyelerine ulaşmıştır. KKM aslında bir risk transfer mekanizmasıdır. Klasik ‘’hedge’’ yani maliyetin yatırımcı tarafından üstlenildiği bir sistemin aksine kamusal yani riski toplumsallaştıran bir ‘’hedge’’ mekanizmasıdır. Bu riskse doğrudan hazineye aktarılmıştır.
KKM’nin Kamusal Maliyeti
KKM’nin kamusal maliyeti yıllara göre 2022’de 72 milyar TL, 2023’te 818 milyar TL ve 2024’te 700 milyar TL ye ulaşmıştır ve üç yıl sekiz aylık sürecin sonunda hazineye 60 milyar dolar seviyesinde yansımıştır. Hazine bütçesini ciddi şekilde sarsmış, finansman ihtiyacı artmış ve bütçe dengesi bozulmuştur. Aynı zamanda bu devir orta ve uzun vadede mali anlamda büyük bir risk haline gelmiştir. KKM’nin esas zafiyeti döviz problemini mevduat üzerinden çalışırken yapısal ve ekonominin temelinde baş gösteren faiz, enflasyon, yükselen CDS primleri, cari açık gibi problemlere herhangi bir çözüm oluşturmamasıydı. KKM Türkiye’de uzun süredir varolan kur artışı- enflasyon yükselişi- TL’den kaçış döngüsünü kırmak istemiştir.
KKM’den Çıkış
2023 seçimleri sonrası Hazine ve Maliye Bakanı olarak Mehmet Şimşek’in atanmasıyla KKM’den kademeli çıkış süreci başlamıştır. Ağustos 2023’te TCMB, bankalara vadesi gelen KKM hesaplarının en az yüzde ellisinin standart TL mevduata dönüştürülmesini şart koşmuştur. Bu tarihteki KKM bakiyesi 3 trilyon 407 milyar TL ile zirve yapmıştır. Ekim 2023’ten itibaren yükselen faiz ve göreceli kur istikrarıyla beraber çıkış hız kazanmıştır. 2024 itibariyle yeni KKM hesabı açılması durdurulmuş. Mayıs 2024’e gelindiğinde ise yılbaşından itibaren 501 milyar TL değerinde bir çıkış gerçekleşmiş ve bakiye 60 milyar dolar yani 2,4 trilyon TL olarak hesaplanmıştır. Ayrıca KKM süreci boyunca swap ve döviz dönüşüm işlemlerinden rezervlerin 85 milyar dolar azaldığı tahmin edilmekledir.
Döviz Kurunu Belirleyen Yapısal Etkenler ve KKM’nin Yetersizliği
KKM’nin asıl zaafını anlamak için döviz kurunun neyin, nasıl belirlendiğini sormak gerekir. Kur yalnızca mevduat döviz talebine bakarak açıklanamaz, ardında birbirine bağlı sebepler vardır. İlk sebebi enflasyondur çünkü fiyatlar yükseldikçe TL’nin alım gücü azalır ve insanlar değer koruyan bir varlığa, yani dövize yönelir. İkinci olarak faiz, faiz enflasyonun altında kaldığında TL tutmak mantıklı değildir. Çünkü paranın reel değeri günden güne azalmaktadır. Üçüncü olarak cari açık: Türkiye’nin ithalatı ihracatından fazladır bu nedenle piyasa devamlı dövize ihtiyaç duyar, bu da kuru yukarı iter. Dördüncü ise güvendir, merkez bankasının bağımsızlığının zedelendiği ve para politikalarının siyasi baskılar sonucu belirlenmesiyle TL ye olan güven hem yabancı hem de yerli yatırımcılarca azalmaktadır. Son olarak CDS yani Türkiye’nin uluslararası piyasalardaki fiyatlanan riski yüksektir bu nedenle yabancı yatırımcı bu piyasaya girme riskini almaz ve yabancı sermaye azalır. KKM bu beş unsurdan herhangi birine dokunmamıştır.
Alternatif Büyüme Modelleri
KKM sistemine alternatif olarak Ortodoks ‘enflasyon hedeflemesi’ ve ‘’sürdürülebilir büyüme’’ gibi politikalar uygulanabilir. Bu enflasyon hedeflemesi sistemde faiz oranları merkez bankası tarafından bağımsız biçimde gerçekleşmektedir; bunun sonucunda kuru bir mevduat sistemiyle baskılamak yerine, para fiyatı yani faizi doğru belirleyerek TL talebi doğal bir şekilde arttırılır. Bu nedenle hazineye herhangi bir fark ödeme yükü binmez. Diğer bir alternatif olarak ihracat odaklı bir büyüme modeli geliştirilebilirdi yine mevduat sahiplerini korumak yerine doğrudan yabancı yatırımcılara çekici gelen Ar-Ge teşvikleri ve yüksek katma değerli ihracat desteklenebilir. Özetle kurumsal bağımsızlık ve piyasa disiplini üzerine daha sürdürülebilir bir model kurularak döviz-enflasyon sarmalı kırılabilmesi amaçlanabilir.
Sonuç
Sonuç olarak KKM, kur şokunu kısa vadede yatıştırmayı amaçlayan bir istikrar aracı olarak tasarlanmış; mevduat sahiplerinin kur riskini kamuya devreden bir risk transfer aracı oluşturmuştur. İlk aşamada dolarizasyon eğilimini sınırlandırarak zaman kazandırmış olsa da temel makroekonomik dengesizliklere müdahale etmediği için sürdürülebilir bir çözüm sunmamıştır. Heterodoks para politikalarının yarattığı problemleri örtmek isterken zamanla kendisinden daha büyük bir kamusal soruna sebep olmuştur. Tarihsel bir ders niteliğinde olan bu başarısızlık yanlış para politikası sonuçlarının ertelenemeyeceği ve bunun nasıl derin ve kalıcı sorunlar haline gelebileceğini somut bir şekilde ortaya koymuştur. Öte yandan KKM’nin maliyeti yalnızca hazine rakamlarıyla sınırlı kalmamış; TCMB’nin güvenilirliğine ve bağımsız para politikası algısına verilen hasar, sayılarla ölçülmesi güç ancak sonuçları itibarıyla bir o kadar ağır bir kurumsal miras bırakmıştır. Sistemden çıkış sürecinin bizzat kendisinin kur baskısı yaratması ise politikanın ne denli bağlayıcı bir döngü oluşturduğunu açıkça gözler önüne sermiştir. Son olarak bu sistemin bedelini en ağır biçimde ödeyen kesim, kur korumasından yararlanamayan dar ve orta gelirli vatandaşlar olmuştur; zira oluşan açık doğrudan kamu finansmanıyla kapatılmış, bu da yükü toplumun tamamına yaymıştır.
Görsel: İstanbul Finans Merkezi (2024). Fotoğraf: Ail Subway. Lisans: CC BY-SA 4.0. Kaynak: Wikimedia Commons.
