Kan, Sperm ve Gözyaşı

Ad Nauseam

Gaspar Noe, Fransız değil Arjantinli, yaptığı her filme kendinden bir parça bırakan, sinemanın belki de en aşırı yönetmeni. Çoğumuzun yaşayamacağı ve başına gelmesini istemeyeceği deneyimleri, olabilecek en gerçekçi haliyle ekrana döktü ve kendisine kült bir kitle oluşturdu. I Stand Alone, Irreversible ve Climax filmlerinde bizzat gerçek olaylardan esinlenmesi bir tarafa Enter The Void’u çekmeden önce her türlü uyuşturucuyu araştırması, Noe’nin kaygısız cesaretinin bir göstergesi. Her birinde dünyanın binbir türlü pisliği anlatılan Noe filmlerinin bizim bulabildiğimiz tek ortak noktası karakterlerin aşklarını ve hormonlarını bir türlü barıştıramaması. Dürtülerinin kıskacından kurtulup sevmeyi deneyen, hayatını aşk üzerine kurgulamış ama karşı koyamadığı arzuları yüzünden bedenini ve duygularını paramparça eden, cinsellikten tamamen umudu kesip karşısındakini sadece sevmeye çalışan ve en önemlisi aşkın tanımını arayan bir sürü insan gördük. Bunların ilk örneği olan, Carne Ve I stand Alone un başkahramanı mide bulandırıcı kasabımız hakkında bir kaç cümle konuşabiliriz.

Ahlak

Carne sadece Noe nin ilk uzun metraj filmi olacak olan I Stand Alone un girişi değil Noe’nin yönetmenlik serüveni boyunca seyircinin maruz kalacağı iğrençliklerin bir fragmanıydı. Karısı tarafından terk edilmiş, annesi ve babasını hiç görmemiş ve hayata kasaplık yaparak tutunan bu mide bulandırıcı adamın hayatta kalma çabası ve kızına olan ensest ve pedofili düşünceleri, izleyene hiç bir sansür veya ne tepki alırım tedirginliği olmadan, olabilecek en net şekilde gösterildi. Tamamıyla nihilist düşünen, ülkeleri yöneten ve kuralları koyan insanların sadece kendi menfaatleri üzerine bir düzen kurduğunu savunan kasabımız, çıkar ilişkisi yaşadığı bir kadın ve kızına olan arzularıyla bize sevginin en iğrenç hallerini gösterdi. Giderek kızına duyduğu bu arzuyu kendi içinde normalleştiren ve bunun bir hastalık değil sevgi olduğuna karar veren kasabın kendi ahlak anlayışını temellendirmesini ve aşkıyla ilkel içgüdüleri arasındaki bağlantıyı kurma çabasını izledik. Sadece cinsellik hakkında değil geneliyle kötü bir insanın tarifi ancak bu kadar iyi yapılabilirdi heralde. Kendini geliştirmeye hiç gerek duymamış, alkolik, sözde bir dindar, tam manasıyla ırkçı bu adamın kendini kontrol etmesi ve mantıklı düşünmesi tabiki de beklenemezdi ve yapamadı da.

İntikam

Dört yıl sonra Noe’nin film sektöründe iyice mimlenmesini sağlayan Irreversible geldi. Korkunç şiddet sahnelerinin çekildiği gay bar “Rectum” filmin genelinin pisliğiyle ilgili bir bilgilendirme gibiydi. Aşık bir insanın sevdiği insanın başına gelenleri öğrenmesi üzerine ne kadar ileri gidebileceğini gördük. Kafamıza takılan sorular ise şunlardı: “İnsan sevdiğine zarar verene aynı zararı vermek istiyorsa bunu kendisi için mi yoksa sevdiği insan için mi istiyordur?” “Önemli olan o  birey mi yoksa senin o bireye hissettiğin sevgi mi?” Sevdiğinin başına gelen şey sanki kendi başına gelmişcesine çıldıran karakter, intikam duygusunun sağlıklı ve mantıklı bir duygu olup olmadığını sorgulamamızı sağladı.

Boşluk

Uzun bir aradan sonra Enter The Void çıktı, tabiki de Enter The Void dendiğinde aklımıza gelen ilk şey aşk ve dürtü meselesi olmadı. İkonik sahneleri, ölen bir bedenin ruhuyla birinci gözden bize sunulan deneyim filmin en etkileyici kısmıydı ama ailesini çok erken yaşlarda bir trafik kazasıyla kaybetmiş iki kardeşin cinsel hayatlarındaki çelişkiler üzerine konuşmaya değer. Ailelerinden göremedikleri sevgiyi çok farklı şekillerde doldurmaya çalıştılar, erkek olanın yaşadığı şehirdeki iki üç arkadaşından birini kaybetmek pahasına arkadaşının annesiyle sevişerek hayatındaki otorite boşluğunu doldurma çabasını seyrettik ve tabiki de bu ilişki sırasında kendi annesinin memesinden süt emdiği anılarının kafasında canlanmasını, bu sahnelerin art arda olması kafamızda arkadaşının annesine karşı hissettiğinin aşk mı yoksa sadece kapatmaya çalıştığı bir delik mi olduğu sorusunu doğurdu. Kız kardeşin durumu ise daha karışıktı, madde etkisi altındayken kardeşine yaklaşmaya çalışmasını ilk başta sadece anlık bir istek olarak yorumladık ama kardeşinin ölümünden sonra onun en yakın arkadaşıyla sevişmesi, kız kardeşin içindeki boşluğu doldurma yönteminin kendi kardeşine karşı hissettiği aşk olduğunu gördük, çünkü kardeşinin ölümünden sonra ona en yakın hissedebileceği an onun en yakın arkadaşıyla bir ilişkide olmaktı.

Kendini Bırakmak

Ve tabiki de Love, sadece aşk ve dürtü üzerine kurulmuş, ilk bakışta bir akış var gibi görünse de tamamıyla sürreal bir şaheser. Hayatını aşkın ne olduğunu anlamaya adamış iki insanın aşk ve anlık dürtülerini dizginleyemeyip hayatlarını berbat etmelerini izliyoruz ama durum bu sefer farklı. İlişkileri boyunca hormonlarının onları etkisi altına almasına izin vermiş bu gençler anlık isteklerin sonuçlarıyla ilgilenmiyorlar ta ki durum geri dönülemez bir hal alıncaya kadar. Cinsellik sırasında çoğu insanın ihanet olarak gördüğü şeyleri eğlence sayıyorlar ve bu hayat görüşleri yüzünden ortaya çıkan problemler için de çok net bir çözümleri var, tabiki de tekrar sevişmek. Sokakta yürürken karşınıza çıksa oldukça entelektüel olduklarını düşüneceğiniz çiftin arzularına boyun eğmeleriyle resmen ilk insana dönüştüğünü gördük. Eski tarihlerde de örneğini gördüğümüz ve “İnsanın yazgısında bu da mı var?” diye bize sordurtan çokeşlilik kavramını, hayatının merkezine aşk ve cinselliği koyan çiftimizin ilişkisinde sıkça gördük. Ancak filmde gördüğümüz çokeşliliğin ve çarpık bir ilişkinin insanın üzerinde kaldıramayacağı psikolojik bir yük bıraktığı ve bu şekilde yürütülmeye çalışılan bir ilişkinin sonunun facia olduğuydu. Kendilerini arzularıyla ne kadar baş başa bırakıp ilk insanlar gibi yaşayıp onlar gibi sevişmeye çalışsalar da, günün sonunda romantik sayılabilecek bir şehirde yaşayan iki modern insanın, aşırıya kaçan seks hayatlarından ne kadar rahatsız olduklarını resmen kendimiz yaşamışız gibi hissettik ve iğrendik. Hormonların etkisi altındayken hissedilen sevginin gerçekten aşk olup olmadığı sorusunu neredeyse her sahne sonrasında kendimize sorup bi cevap alamadan izlemeye devam ediyoruz, aşkı yaratan şey dürtü mü yoksa dürtüyü yaratan şey mi aşk? İnsanın fıtratında bunlardan hangisi yazılı? Her insanın aşk denilince kafasında canlanan şey farklı olduğundan sanırım buna hiç bir cevap bulamayacağız.

Kaçış ve Görev

Sıradaysa konumuzdan en uzak olan iki film Climax ve Vortex geliyor, yazının konseptinden uzak olsalar bile birisi tamamen aşkı diğeri ise tamamen dürtüyü anlattığı için ikisine birlikte yer vermek istedik. 

Climax, çoğu sinemasevere göre noe nin çektiği en etkileyici film, çekimler ve sürekli artan tansiyon ekrandan gözünüzü bir saniye bile ayırmanızı engelliyor, peki bu filmde dürtüye dair ne var. Dağ başında antrenman yapan dans ekibinin içeceklerine birinin uyuşturucu karıştırması üzerine herkesin birbirine yürüdüğü ve arzunun hat safaya çıktığı bir ortam oluşur, ölen bir çocuk, soğukta donan bir dansçı, bileğini kesen hamile bir kız. Herkesin tek isteği bu kaostan kurtulmaktır ve iki kız çözümü birbirlerinin teninde bulur. Sürekli başka bir dansçı tarafından rahatsız edilen bir kız ve antrenmana birlikte gittiği sevgilisinden asla ilgi göremeyen başka bir kızın içerde herkes can savaşı verirken küçük bir odada seviştiğini görürüz. En korkunç durumlardan bile dürtüleriyle uzaklaşabilen insanlık için hormonların belirleyiciliği ortadadır.

Vortex, aynı sahnenin iki farklı açıyla çekilmesiyle öne çıkan, yaşlı bir çifti anlatan bir film. Alzeihmer olan karısına en iyi şekilde bakmaya çalışan yaşlı adamın, hiç bir dürtü olmadan karısına en iyi hayatı yaşatmaya çalışmasını izleriz ancak bunu bir görev olarak mı yoksa karısını gerçekten sevdiği için mi yaptığı muallaktadır. Zaman zaman adamın karısına sinirlendiğini görürüz ancak hiç bir zaman kontrolü kaybetmez ve noe filmlerinde daha önce hiç görmediğimiz hangi niyetle olduğunu bilmesek de sağlıklı bir aile örneği izleriz.

Karakterlerine çoğu zaman kendisinden bir şeyler katan Noe, eskiden, kan sperm ve gözyaşı içeren filmler çekmek isteyen bir genç olduğunu bize Love filmindeki Murphy karakteri üzerinden göstermişti. Biz de ziyadesiyle bu konudaki becerisini tecrübe ettik, onayladık, şapka çıkarttık.

Görsel: “Film Director Gaspar Noel” – [Olivier Strecker], Wikimedia Commons üzerinden, [CC BY-SA 3.0]

Yazar

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir