Basketbol Ayakkabıları: Kısa Tarihçesi
Giriş
Converse Chuck Taylor, Adidas Superstar, Nike AF1. Günümüzde herkesin tercih ettiği ve en az bir kere giymiş olduğu bu ayakkabıların aslında çıkış noktası aynı: Basketbol. Şu an herkesin okulda ya da sokakta giydiği ayakkabılar zamanında basketbol sahasında o zamanların en önemli oyuncuları için üretildiler. Zamanla sokak modasına dahil oldular ve artık insanların standart birer giyim objesine dönüşmüş durumdalar. Peki spesifik bir spor için üretilen bir ayakkabı türü, nasıl oldu da bu kadar standart kullanıcıya ulaştı ve kültürel bir nesneye dönüştü?
Basketbol Ayakkabısı Neden ve Nasıl Çıktı?
Basketbol ayakkabısının üretim amacı aslında çok basitti. Parkede kaymayacak tabana sahip ve oyuncuların bileklerini ani hareketlerde burkulmasını önleyici bir ayakkabı gerekiyordu. Bu amaç doğrultusunda ilk basketbol ayakkabısını Converse ortaya çıkardı. Adı Non-Skid (1917) olan ayakkabı tarihe ilk basketbol ayakkabısı olarak geçti. Daha sonra eski oyuncu ve koç olan Chuck Taylor’ın Converse’e katılması ile günümüzde hala en çok satılan ayakkabılardan biri olan Converse Chuck Taylor All Star (1922) üretildi. Uzun bileği ile basketbolcuların bileğini koruyordu ve parkede kaymayı önlüyordu, ki bu özellikler ile o zamanlar için gerçekten kullanışlı bir ayakkabıydı. Fakat malzemesi kanvas olan bu ayakkabılar dayanıklılık açısından problemler içeriyordu. Her ne kadar oyun günümüzdeki kadar fiziksel olmasa da bu ayakkabıları kullanan kişiler uzun ve yapılı olduğu için ayakkabılar hızlı aşınıyordu. Bu duruma karşı üretilen çözüm ise ayakkabıların asıl malzemesini deri ile değiştirmekti. İlk deri basketbol ayakkabısı Adidas’tan geldi.
Adidas Pro Model (1965) adıyla çıkan ayakkabı tamamen deriydi ve kanvas ayakkabılar yerine sağlam bir alternatif olarak üretilmişti. Bu ayakkabı aslında günümüz kullanıcıları için baya tanıdık çünkü Pro Model şu an sıkça tercih edilen Adidas Superstar’ın bileklisiydi. Zaten Superstar (1969) da bu modelden 4 yıl sonra piyasaya sürülmüştü. Ayak parmaklarını koruyan kauçuk burnu ile ikonikleşen tasarımın en çok özdeşleştiği isim ise o zamanların en iyi oyuncusu, efsane Kareem Abdul-Jabbar’dı. Diğer markaların ürettiği deri alternatiflerden önemli olanları Puma Clyde (1973) ve Nike Blazer (1973) hala ismi bilinen ayakkabılardan. Puma Clyde, New York Knicks oyuncusu Walt “Clyde” Frazier için özel olarak yapılmış ve süet tasarımı ile gerçekten ilgi çekmişti. Oyuncunun adını taşıması sebebiyle de, günümüzde artık çok alışılan bir terim olan, “imza ayakkabı”nın ilk örneklerinden biri olmuştu. George “The Iceman” Gervin ile bilinen Nike Blazer ise o zamanlar bir ayakkabı için kocaman olan “Swoosh” logosu ile insanların gözüne farklı gelmişti. Deri, sağlam ve estetik olmasından dolayı gündelik giyimde ve sokak modasında hala çokça tercih edilen ayakkabılardan biri.
The 80’s
Şimdiye kadar bahsettiğimiz bu ayakkabılar her ne kadar günümüzde bilinen ve tercih edilen siluetler olsalar da o zamanlar parkeden başka bir yerde denk gelme şansınız pek olmayan ürünlerdi. Saha içinde iş görüp, saha içinde kalıyorlardı. Fakat bu durum 80li yıllar ile değişmeye başlayacaktı. O zamanların en iyi iki oyuncusu Larry Bird ve Magic Johnson’un reklam yüzü olduğu Converse ve bir diğer dev Adidas piyasayı adeta domine ederken, günümüzün en büyük spor ürünleri şirketi, o zamanların ise koşu ayakkabısı üreticisi Nike zor zamanlardan geçiyordu. Kuruluşlarından itibaren 10 yılda hızlı bir büyüme gösterseler de 1983de ilk çeyrek zararlarını açıkladılar. Bu esnada da kendi kulvarlarında Reebok’un arkasında kalmışlar ve basketbol piyasasına da mevcut iki dev yüzünden girmekte zorlanıyorlardı. Bunu değiştirmek için bir çıkışa ihtiyaçları vardı yoksa yolun sonu şirket için pek de aydınlık sayılmazdı. Buldukları çözüm ise o zamanlar için delilik gibi gözüken cesurca ama riskli bir hamleydi. Daha NBA’de hiç maça çıkmamış üniversiteden gelen bir oyuncu olan Michael Jordan’a 5 yıl boyunca her yıl 500.000 dolar alacağı bir sözleşme teklif ettiler. O zamanlar için bile inanılmaz bir miktar olan bu para, Nike’ın geleceğini kurtarmakla kalmayacak, onları hayal bile edemeyecekleri bir büyüklüğe ulaştıracaktı. Ama burada bazı detaylar da var. Örneğin Michael Jordan o zamanların gençleri gibi Adidas’ı seviyor ve onlarla anlaşmak istiyordu. Fakat görüşmeler Adidas’ın yönetimindeki karışıklıklar nedeniyle verimli geçmedi. Bir diğer dev Converse’in ise halihazırda Larry Bird, Magic Johnson ve Dr. J. gibi atletleri vardı. Bu durumda anne ve babasının isteği üzerine Nike ile görüşmeye giden Michael’a bir sunum yapıldı. Gösterilen modellerde tabanların yüksek olduğunu belirten Michael, Adidas’ı yere yakın olması nedeniyle sevdiğini de ekleyince Nike tarafı ayakkabıyı onun isteğine göre düzenleyebileceklerini söyledi. Bu hareket bir devrim olarak nitelendirilebilir çünkü o zamanlar oyuncular tasarıma müdahil olamaz, onlara ne verilirse onunla devam ederlerdi. Michael olaya bu kadar dahil olabilme işi ve kontratın da cezbedici olması sebebiyle Nike ile anlaşmaya karar verdi ve başka bir markayla görüşmedi. Burada başka sözleşme detayları da (bonuslar ve şartlar gibi) mevcut ama konumuz orası olmadığı için oralara girmeyeceğiz. Anlaşma sonucu ortaya çıkan Air Jordan markası, basketbol ayakkabılarının durumunu başka bir seviyeye taşıyacaktı.
Air Jordan
İlk çıkan ayakkabı Air Jordan 1 (1984), 1984-85 sezonuna enteresan bir olayla damga vurdu. O zamanlar sadece çoğunluğu (%51i) beyaz ayakkabılar giymenin zorunlu olduğu NBA, siyah ve kırmızı renklerinden dolayı ayakkabıya ceza vereceğini söyledi. Jordan eğer bu renkleri içeren ayakkabı ile maça çıkarsa, çıktığı maç başına 5000 dolar para cezası yiyecekti. Fakat bu hikayede iki yanlış anlaşılma var. İlki, burada mevzu bahis ayakkabı tam olarak Air Jordan 1 değil, o zamanlar prototip niyetine kullanılan Nike Air Ship’in o renklere sahip bir versiyonuydu. İkincisi yanlış anlaşılma ise Jordan’ın bunu giymeye devam edip Nike’ın bu cezaları her maç ödediği yönünde. Gerçekte ise bu uyarıdan sonra Jordan beyaz ağırlıklı Chicago modelini tercih etti ve kırmızı-siyah Bred rengini daha özel organizasyonlarda (smaç yarışması gibi) giydi. Fakat buradaki asıl nokta Nike bu uyarıyı spor tarihinin en ikonik ve unutulmaz reklam kampanyalarından birine çevirdi. “Nike, 15 Ekim’de devrim niteliğinde yeni bir basketbol ayakkabısı üretti. 18 Ekim’de NBA onları oyun dışı bıraktı. Neyse ki, NBA sizin onları giymenizi engelleyemez.” (YouTube’dan reklamın aslını da izlemenizi tavsiye ederiz.) Bu reklam kampanyası Amerika’da inanılmaz bir karşılık buldu. Tabii Jordan’ın inanılmaz çaylak sezonunun da bunda etkisi büyüktü. 28.2 sayı ile oynamış ve “Yılın Çaylağı” seçilmişti. İşte bu olay, basketbol ayakkabılarının
artık sadece basketbol sporu ile sınırlı kalmayı bırakıp, parke dışına da taşındığı olaydı. Mart 1985te 65 dolardan piyasaya çıkan Air Jordan 1, mayıs ayına gelindiğinde Nike’a 70 milyon dolar kazandırmıştı bile. Ayakkabı o kadar çok satmıştı ki, stoklar tükenmişti ve talep gitgide artıyordu. Ve bilindiği üzere Amerikalılar ulaşamadıkları şeyi daha çok isterler. Artık Air Jordan bir popüler kültür simgesiydi. Tek bir ayakkabı ile sınırlı kalınmadı tabii ki, Jordan Chicago Bulls forması ile emekliliğine kadar ilk 13 modeli (sadece 9. modeli beyzbol dönemine denk geldiği için giyemedi) sahada bizzat giydi. Bu modeller arasında 3, 4 ve 11 de tarihin en ikonik siluetleri arasında yerini aldı. Air Jordan markası ise günümüzde yılda yaklaşık 7 milyar dolar üreten devasa bir marka. Fakat basketbol ayakkabıları Air Jordan ile sınırlı kalmadı, gerek sporcular, gerek ise yeni teknolojiler ile ilerlemeyi sürdürdü.
Yeni Jenerasyon
Air Jordan’ların domine ettiği 80ler ve 90lardan sonra yeni teknolojiler spor ve basketbol dünyasına giriş yaptı. Ve bu teknolojilerin yanında yeni isimler de. Nike, Jordan’dan sonra yeni yüzlerini bulmakta pek zorlanmadı. LeBron James, Kobe Bryant ve Kevin Durant, basketbol ayakkabıları ile yeni jenerasyonun yüzleri oldular. Artık ayakkabılar 90lardaki gibi deri ve klasik renklerde değil, daha hafif malzemelerden ve çok daha renkli tasarımlardan oluşuyordu. Bizim çocukluğumuza da denk gelen bu dönem aslında basketbol ayakkabılarının da zirve dönemlerinden birisiydi. Her ne kadar mavi, yeşil ve pembe gibi iddialı renklere sahip olsalar da bu durum gençlerin bu ayakkabıları saha dışında giymesine engel olmadı. Okullara pantolanların altında giyilen bu ayakkabılar bir neslin hafızasında kendilerine sağlam bir yer edindiler. Tabii tek olayları renkli görüntüleri değildi. 90lar ve 2000lerden sonra gelişen ayakkabı teknolojisi ile ayakkabılar deri yoğunluğundan arınarak gerçekten hafiflediler. Tabanları ise Air Zoom ve Boost gibi teknolojiler ile donatılarak konforları arttırıldı. Belki dayanıklıkları o deri ayakkabılara göre azaldı fakat performansları da ciddi derecede yükseldi. Hala yaşıtlarımızda bu ayakkabıların özel bir yeri olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Tanıdık Yüzler
Günümüzde herkesin giydiği daha gündelik modeller ise en başta bahsettiğimiz ilk basketbol ayakkabılarından aslında. Air Force’lar, Superstar’lar, Converse’ler bir zamanlar basketbolun en zirve noktasında kullanılıyordu. Bu modellerin tekrar hayat bulmasında ise günümüzde her alanda beliren retro kültürünün de bir etkisi var. 70ler ve 80lerin ikonik basketbol siluetleri yeni teknolojiler ile yeniden yorumlanarak standart kullanıcıya gündelik ayakkabılar olarak sunuldu. Artık parke için eskimiş olan bu modeller, gerek sadelikleri, gerek sağlamlıkları ve gerek zamansızlıkları nedeniyle piyasada hemen karşılık buldu. Artık maçlarda oyuncuların ayağında gördüğümüz modeller değiller belki ama normal hayatta sık sık karşılaştığımız klasikler.
