Felsefenin İnsanın Karar Alma Sürecindeki Etkisi
Bu başlık okurlarımıza biraz garip gelebilir. Elbette felsefe kelimesinin kökenine baktığımız zaman “philosophia” kelimesini görüyoruz ki bu da bilgi sevgisi anlamına geliyor. Ancak yine de bir insanın karar alması ile bilgi sevgisi ne alaka diyebilirsiniz. Baktığımız zaman herhangi bir insanı veya kendinizi örnek olarak alabilirsiniz bu soruyu cevaplamak için ve felsefenin tam olarak nerede etkisini hissettirdiğini görmek için. Bir alışverişe çıktığınızda ürünler arasında karar vermek veya bir tweet beğenmek gibi özgür irade sanılan kararlar aslında öyle olmayabilir ve arkasında farklı sebepler belki de algoritmalar yatıyor olabilir. Bu yazıda bu arkada yatan sebepleri ele alacağız ve felsefenin amacı olan bilgi sevgisi ve hakikat arayışını birlikte düşünerek ulaşmaya çalışacağız. Felsefenin dönüm noktalarından olan Sokrates’in de savunmasında dediği gibi: “Araştırılmayan, sorgulanmayan ve üzerine düşünülmeyen bir hayat yaşamaya değmez.”
Günlük Kararların Etkisi
Günlük hayat zaten sabah uyandığımızda direkt kararlarla başlıyor. Ancak bazı kararlar ahlaki ve bazıları da çok kişisel. Bu noktalarda aslında felsefenin ayrım yarattığı noktalar. Mesela hepimiz en az bir kere yalan söylemişizdir hayatımızda. Bir arkadaşımızın bunu bulup bizim yalanımızı açığa çıkarıp çıkarmaması onun yüzleştiği önemli ahlaki bir karar. Bu noktada o kişi eğer derse ki “ne olursa olsun yalan kötü bir şey ve ben bunu devam ettiremiyorum”; bu kişi de Ödev Ahlakı (Deontoloji) var diyebiliriz. Bu tür bir felsefi yaklaşımı var hayatına. Bu kişi aslında bilmeden Kant’ın Ödev Ahlakını aktarıyor bir şekilde kullanıyor. Kant’ın Ödev Ahlakı bize sınırsız olan tek şeyin niyet olduğunu ve sonuçtan bağımsız olarak bir davranış bu davranış şekli görev olduğu için yapılmışsa ahlaki olduğunu söyler. Burada bu kişi sonuca baksa ve bizimle arasını bozmamak için yalanı devam ettirirse bu kişi bir Faydacı olur. Faydacılıkta baktığımız zaman bir özgür irade örneği gibi gözüküyor, keza Ödev Ahlakı da öyle. Ancak öyle mi? Bu sorunun cevabı bizi başlangıç noktamıza götürüyor. Bu felsefi kavramları bilmeden kullanıyor olabiliriz ama kullanımı kendi özgür irademizle mi yapıyoruz yoksa dış etkenler mi bizi buna itiyor? Felsefenin tabii ki buna da bir cevabı var. Determinizm ve Varoluşçuluk felsefeleri bu kontrastı ana fikir ederek ortaya çıkmış felsefi kavramlardır.
Özgür İrade ve Nedensellik
Determinizmi ve Varoluşçuluğu bir değneğin ucu olarak düşünebiliriz. Bu düşünce okulları tartıştığımız Özgür İrade kavramına tamamen zıt taraflardan bakar. Açıklamaya Varoluşçuluktan başlayalım. Bu düşünce okulunun en büyük temsilcilerinden biri olan Sartre’ın Varoluşçuluğu açıklamasında özden önce varlığın geldiğini ve yaşadığımız dünyada anlamı bizim hazırladığımızı söyler. Yani, Sartre’ye göre sorumluluk bizde ve biz insanlar düşünebilen varlıklar olarak özgürlüğe mahkumuz. Her seçimimizi kendi isteğimizle yapıyoruz ve sorumluluktan kaçamayız. Her seçimimizin sorumluluğu bizlerin üzerindedir çünkü anlamı yaratan ve yükleyen, kararları veren bizleriz. Öbür bir bakış açısı ise Determinizm. Determinizm, nedenlerin bir illüzyon olduğunu söyler. En büyük temsilcilerinden biri olan Spinoza’ya göre her şeyin bir nedeni vardır ve nedenler yönetebilen özgürdür. Nedensel zorunluluk ilkesine dayanan bir düşünce anlayışıdır Determinizm. Yani Sartre ve Varoluşçuluğa göre insan her seçiminde sorumluluk sahibidir ve özgürdür; oysa Determinizmde (Spinoza) her şeyin bir nedeni vardır ve insan bir şeyi değiştirmek için önce nedenleri değiştirmelidir.
Algoritmalar ve Çerçevelenmiş Seçenekler
Bu iki bakış ve aralarındaki zıtlık modern dünyada çok daha fazla karşımıza çıkmaya başlamıştır. Artık bizim şu an yaşadığımız dönemde verdiğimiz kararlar sadece içsel çatışmalarla gerçekleşmiyor; insan psikolojisi ve beyni sıkı incelenerek yaratılmış algoritmalar var artık. Duygularımız test edilerek ve alınan sonuçlara bakılarak telefonu açtığımızda neler gördüğümüz yönetilebiliyor. Gördüğümüz reklamlar, kampanyalar hepsi bu algoritmaların eseridir. Bu algoritmaların da karar verme sürecine yarattığı dışsal etki artık göz ardı edilemeyecek seviyede. Bu üstü kapalı bir manipülasyon. Ortada bir zorlama yok ancak seçeneklerin çerçevesi belli. Belli bir modele göre düşünmemiz sağlanıyor. Bu da şu soruyu doğuruyor: “Düşünceni ve dikkatini kimler yönetiyor?” Baktığımız zaman aslında bir insanın en önemli akıl kaynakları diyebiliriz. Bunları eğer farkındalıklı değilsen ve algoritmalar bunları kolayca şekillendirebiliyorsa; seni onlar yönetiyor olabilir.
Kararların Duygusal Anatomisi
Felsefenin duygusal kısmı da bu noktada kendini gösterir. Felsefe yalnızca düşünmekten ibaret değildir; aynı zamanda duyguları ve acıyı da anlamaya çalışır. Bilinçaltında kararlar çoğu zaman derinlere gömülen travmalar ve duygulardan açığa çıkar. Kimi şeylerden ölümüne korkar, kimi gerçekten bir bağlılık ve aidiyet hissetmek ister, kimi ise bazı şeyleri çok arzular. Bazen tepkilerden korkar ve susarız. Yanlış anlaşılmaktan korkarız. Dışlanma fikri çok değersizleştirici görünür ve herkese uymak zorunda kalırız. Bu noktada da zaten karar almanın sadece akılla yapılmadığını, ruh sağlığının da önemli olduğunu görürüz. Bu reaksiyonlar susmak ve herkes gibi olmak, hep kendimizi korumak ve normal hissetmek, stabil olmak için inşa ettiğimiz koruma kalkanlarıdır. Ama bu kalkanlar ne kadar yardımcı olsa da bizi bizden uzaklaştırır. Ve kendimizden uzaklaştıkça da algoritmalar tarafından yönetilmeye bir o kadar yakın oluruz.
O yüzden bu algoritmalar döneminde gerçek özgürlük kendini bulmaktır. Olay sadece istediğin şeyi yapmak değil, istediğin sandığın şeyin kaynağını görebilmektir. Felsefe farkındalık getirir, kaynağını görmeyen keskinleştirir. Felsefe yaparken sorduğumuz sorular bize kararın nelerinin etkilendiğini gösterir. Hangi değer, hangi korku, hangi alışkanlık, hangi öğretilmiş arzu; bunları görmemizi sağlar ve kararımızla bağdaştırıp gerçekten bu eylemi almalı mıyız diye bir kişisel sorgulamaya sokar bizi. Bu sorular da insanın kendini kötü hissetmesi veya kendini suçlaması için değildir ve amacı insanı uyandırmak ve farkındalık katmaktır.
Kendi Zihninin Mimarı Olmak
Sonuç olarak felsefe bir reçete değildir, bir çözüm sunmaz ancak farkındalık üretmek için başvurulabilir. Felsefe doğru karar verme mekanizmasını geliştirmez ama insana gerçek arzularını gösterir; derinliklere inmesine yardımcı olur. Fabrikasyon fikirlerin kapı dışarı edilmesine ve insanın kendini inşa etmesine yardımcı olur. Ahlak felsefesi seçmene ve daha berrak bir zihne sahip olmanıza yardımcı olur. Eğer kendinizi tanımazsanız ve kendinizi yönetemiyorsanız, başkasının inşa ettiği bir hayatı yaşarsınız. Felsefeyi kullanarak hayatı nasıl tasarlamak istediğinizi ve nasıl yaşamak istediğinizi gösterirsiniz. Cesaretlendirir ve en azından Sokrates’ten de yola çıkarak gerçekten yaşamaya değer ve sorguladığı bir hayatı olur insanın felsefeyi kullanarak. Yani, felsefe insanın kararlarının arkasındaki nedenleri görmesine ve kendini bilmesine katkı sağlar, karar alma sürecinde o kararı insanın farkında olarak ve gerçekten isteyerek vermesine yardımcı olur.
Görsel: Atina Okulu (Scuola di Atene), 1509–1511. Sanatçı: Raphael (Raffaello Sanzio). Kaynak: Kamu Malı (Public Domain / Wikimedia Commons).
